-
GURURUM

Dışta kalırım düşmanımdan, Atama minnet duyarım, Yürekli merte fikrimi yayarım Atamın sözüne uyarım, Temiz kanıma, helal hakkıma, Sadık olurum Türk’ün kanı göğsümde kurban, Türk’ü sevmesen bile duy saygı, Sırtımı dönmem uluya, Çok severim onu canımdan
-
İNSAN RUHU

İnsan ruhunun üç kavram içindeki olaylar sayesinde şekillendiğine inanıyorum. Bu kavramlar, mutsuzluk, rahatlık ve disiplindir. Mutsuzluk, rahatlık ve disiplini, ruhu şekillendiren bir karışım olarak düşünebiliriz. Mutsuzluk, yalnızlık, umutsuzluk ve heyecansızlık, yapay çevre faktörünün getirdiği olumsuz ruh birikiminin oluşturduğu bir genelleme sonucudur. Rahatlık, rahat olma isteğinin yapay çevre faktörleri tarafından yerine getirilmemesinden ibarettir. Disiplin ise, herhangi bir iş sorumluluğunun gerektirdiği, insanoğlunun mecbur olmasa yapmayacağı yaşam işlerinin tümüdür. Ahmet Ozan Gürsoy
-
“Biz Bu İştahı Ne Yapacağız Ya?”

Lütfiye Hanım’ın oğlu Metin, 15 yaşındaydı. Aşırı kiloluydu. Lütfiye Hanım, Metin’in kilolarından kurtulmasını istiyordu. Çünkü, ileride bu kiloların ona hastalık getirebileceğinden endişe ediyordu. Lütfiye Hanım, sürekli yemesine ve içmesine dikkat etmesi konusunda Metin’i uyarıyordu. Oğlunun hareketli bir yaşam tarzına kavuşmasını diliyordu. Lütfiye Hanım, Metin’e şöyle dedi: “Oğlum kilolarından kurtulma vakti geldi. Bugün seninle yürüyüşe çıkalım.…
-
Pantolon

Hüsnü ile Yılmaz, arkadaştı. Sohbet ederek yürüyüş yapıyorlardı. Hüsnü, Yılmaz’a pantolonunu göstererek: “Bakisen? baba. Yeni almışam. Nasıl? Beğendin mi?” diye sordu. Yılmaz: “Hayırlı olsun. Çok güzel. Güle güle giy.” dedi. Hüsnü ile Yılmaz, bir parkın önüne geldiler. Parktaki egzersiz aletlerini gördüler. Hüsnü, Yılmaz’a: “Ne disen? Şu aletleri bir deneyek mi? Yürüyüş dışında egzersiz yapmak iyidir.”…
-
“Midem Bayram Eder, Daha İyi!”

Özgür, hayatı monoton olan, 10 yaşında bir çocuktu. Evinden okuluna, okulundan evine gidip geliyordu. Evdeyken ders çalışıyordu. Boş zamanlarında ise kitap okuyordu. Ama sıkılmıştı. Değişikliğe ihtiyacı vardı. Günübirlik bir gezi, onun için iyi olacaktı. Babası: “Oğlum, Cumartesi günü Gaziantep’e gideceğiz. Gezeceğiz. Güzel yemekler yeriz. Akşamüstü eve döneriz.” dedi. Özgür bunu duyunca çok sevindi. Cumartesi günüydü.…
-
“Hayat Bunlara Güzel!”

Nuri amca, Mehmet amca, Selim amca, Muazzez teyze ve Melahat teyze, kardeştiler. Son zamanlarda sağlık sorunları yaşayan Mehmet amca, hayatını kaybetti. Saygın bir kişiydi. Taziye evine çok sayıda insan katıldı. Ancak bir tuhaflık vardı. Taziye evinde cenaze sahibi olarak, Nuri amca dışında, taziyeleri kabul eden kimse yoktu. Bunun farkında olan Nuri amca, hemen telefona sarıldı.…
-
“Adımı Unuttum. Adım Neydi?”

Çukurova’da bir gün… Sıcak yakıyor, perişan ediyor. Çarşı, her zaman olduğu gibi, ana baba günü. Araç trafiği yoğun… Bisikletler hızlı gidiyor. Kaldırımlara park eden otomobiller insanı boğuyor. İnsanların gülüşmeleri, bağrışmaları, ortamı inletiyor… Lokantalar dolu… Mağazaların önünde alışveriş kuyruklarından geçilmiyor… Böyle bir günde, evin ihtiyaçlarını karşılamak için çarşıya çıkan Fikret Amca, fenalaştı. 10 dakika çay bahçesinde…
-
Anormal Durak

Sabahın ilk saatleri… Yağmurlu bir gün… Şerafettin Bey ve annesi, hastaneye gitmek için minibüse bindiler. Zar zor yer bulmuşlardı. Sallanan minibüste yaşlı annesinin sarsılmasını ve yere düşmesini engellemeye çalışan Şerafettin Bey, bir yandan da hastanenin yerini kaçırmamak için yolu dikkatle takip ediyordu. Seyir halindeydiler. Hastaneye varmışlardı. Şerafettin Bey, “Müsait bir yerde…” diye seslendi ve indikleri…
-
Kulak Misafiri

Hareketli bir sabahtı. İnsanlardaki koşturma, her hallerinden belli oluyordu. Ulaşım araçlarının korna sesleri, her yerde yankılanıyordu. Herkes işine gitmeye çalışıyordu. Okuluna gitmek için durakta minibüs bekleyen Ahmet ise, birkaç dakika sonra gelen ve balık istifine benzeyen minibüse güçlükle bindi. Yer kalmadığı için ayakta gidecekti. Yolculuk başladı. Ahmet, minibüste ilginç bir telefon konuşmasının kulak misafiri oldu.…
-
“Bu Ne?”

Çetin, düzensiz yaşayan, içine kapanık bir gençti. Kimseyi görmek istemiyordu. Yalnızlığı tercih ediyordu. Öğle vakti yaklaşıyordu. Günlerdir yağmur yağıyordu. Yağışlı havanın da etkisiyle, uyumaya devam eden Çetin’e, gezmeyi seven ve misafirperver annesi: “Artık uyan. Çok geç oldu. Senin için kötü bir haberim var; bugün öğleden sonra, bizim evde, akraba günü olacak.” diye seslendi. Bu sözleri…