“Midem Bayram Eder, Daha İyi!”

Özgür, hayatı monoton olan, 10 yaşında bir çocuktu. Evinden okuluna, okulundan evine gidip geliyordu. Evdeyken ders çalışıyordu. Boş zamanlarında ise kitap okuyordu. Ama sıkılmıştı. Değişikliğe ihtiyacı vardı. Günübirlik bir gezi, onun için iyi olacaktı. Babası: “Oğlum, Cumartesi günü Gaziantep’e gideceğiz. Gezeceğiz. Güzel yemekler yeriz. Akşamüstü eve döneriz.” dedi. Özgür bunu duyunca çok sevindi.

Cumartesi günüydü. Özgür ve ailesi, Gaziantep’e doğru yola çıktılar. Gaziantep’e vardılar. Geziyorlardı. Zaman hızlı geçti. Öğle vakti oldu. Acıktılar. Gaziantep’in meşhur bir lokantasına girdiler. Yemeklerini yediler. “Baklava yemeden de olmaz.” dediler. Baklavalarını da yediler. Lokantadan çıkarlarken, Özgür, kolonya ikram eden garsona: “Ağabey, yemekler çok güzeldi. Parmaklarımı yedim. Ellerinize sağlık. Bu lokantanın sahibi ben olsam, yemekleri satmam. Ne satacağım yahu? Ben yerim. Midem bayram eder, daha iyi!” deyince, lokanta kahkahalarla inledi. Kolonya ikram eden garsonun yanında, lokantanın sahibi de vardı. Lokanta sahibi, Özgür’e, “Adın ne?” diye sordu. Özgür, adını söyledi. Lokantanın sahibi gülümsedi: “Hay sen çok yaşa Özgür! Aklıma hiç gelmemişti. Bundan sonra yemekleri ben de yiyeceğim. Beğenmene sevindim. Afiyet olsun. Kendine iyi bak. Hoşça kal.” dedi.

Sanki lokantada bir komedyenin gösterisi varmışçasına, gülmekten müşteriler yemek yiyemiyor, aşçılar çalışamıyor, garsonlar servis yapamıyordu.

Ahmet Ozan Gürsoy

Yorum bırakın