Pantolon

Hüsnü ile Yılmaz, arkadaştı. Sohbet ederek yürüyüş yapıyorlardı. Hüsnü, Yılmaz’a pantolonunu göstererek: “Bakisen? baba. Yeni almışam. Nasıl? Beğendin mi?” diye sordu. Yılmaz: “Hayırlı olsun. Çok güzel. Güle güle giy.” dedi.

Hüsnü ile Yılmaz, bir parkın önüne geldiler. Parktaki egzersiz aletlerini gördüler. Hüsnü, Yılmaz’a: “Ne disen? Şu aletleri bir deneyek mi? Yürüyüş dışında egzersiz yapmak iyidir.” dedi. Yılmaz: “Tamam, haydi, binek.” diye yanıt verdi. Aletlere bindiler. Ama bir sorun vardı. Hüsnü, bir süre sonra, “La noliiy? La noliiy? La tutun beni. Düşüyem, düşüyem!” diye bağırmaya başladı. Yılmaz, bağırışı duyar duymaz, aletten indi. Koşarak Hüsnü’nün yanına geldi. O anda caaaart diye bir ses duyuldu. Yılmaz: “Lo, bu ses neydi?” dedi. Hüsnü: “Bilmiyem. Kardaş, üşüyem ben. Pantolonumda bir acayiplik hissediyem.” dedi. Yılmaz, o an, Hüsnü’nün pantolonunun yırtıldığını fark edince gülmekten yere düştü. Hüsnü ise, yerde kıvranan Yılmaz’a: “Şimdi ben ne yapacagam? Arkamız yırtık, nasıl yürüyem? Ayvayı yedim. Şu benim spor sevdam batsın. La görisen, neler geldi başıma?” dedi.

Ahmet Ozan Gürsoy

Yorum bırakın