Çetin, düzensiz yaşayan, içine kapanık bir gençti. Kimseyi görmek istemiyordu. Yalnızlığı tercih ediyordu.
Öğle vakti yaklaşıyordu. Günlerdir yağmur yağıyordu. Yağışlı havanın da etkisiyle, uyumaya devam eden Çetin’e, gezmeyi seven ve misafirperver annesi: “Artık uyan. Çok geç oldu. Senin için kötü bir haberim var; bugün öğleden sonra, bizim evde, akraba günü olacak.” diye seslendi. Bu sözleri duyunca, üstüne soğuk su dökülmüş gibi uyanan Çetin: “Bunu niye daha önce söylemedin? Şimdi akrabaların karşısında utangaç olacağım. Rahat davranamayacağım. Günüm berbat olacak.” diye annesine sitem etti. Çetin, birkaç dakika sonra ise: “Artık zincirlerimi kırmalıyım. Bu kadar çekingen olmama gerek yok. Yalnızlık, Allah’a mahsustur. Sosyalleşmenin vakti geldi. Akrabalarının yanında rahat ol. Kendine güven. Gülmene ve eğlenmene bak. Lezzetli yemekleri ye. Gününü gün et. Gözlemci bir insansın; yaşamı gözlemle.” diye düşündü.
Öğleden sonra olmuştu. Çetin’in annesi: “Hoş geldiniz.” diyerek, akraba gününe katılan misafirlerini karşıladı. Ardından, akrabaların koyu sohbeti başladı. Sohbeti dinleyenler arasında, Çetin de vardı. Kahveler içildikten sonra, sehpalara kurabiyeler koyuldu. Evin misafirlerinden olan, tabağına aldığı kurabiyeyi eliyle zorlayarak, bastırarak ve parmaklarıyla sıkarak ikiye bölmek isteyen, fakat bölemeyen Melek teyze: “Kız, bu ne? Taş gibi olmuş bu.” dedi. Kahkahalar havada uçuştu. Meğer, kurabiye biraz bayatlamış.
Akraba gününde sohbet eden, kahkahalar atan insanlar ve Melek teyzenin bayat kurabiyeyle ilgili güldüren sözleri, her gün dışarıda spor yapmaya başlayan, müzik korosuna katılan, ruhu iyileşen ve uzun yıllardır tatmadığı mutluluğu tadan Çetin’in hayatında dönüm noktası olmuştu.
Ahmet Ozan Gürsoy

Yorum bırakın