Şükrü, ilkokula giden, yetenekli bir çocuktu. Okul tiyatrosunda rol alıyordu. Çoğu zaman, Milli bayramlarda şiirler ona okutulurdu. Teneffüslerde arkadaşlarıyla futbol oynarken, takımın en iyileri arasında, Şükrü de vardı. Çağdaş bir eğitim alıyordu. Çok çalışkan değildi. Tembel de değildi. Ama iyi bir hafızaya sahipti. Gördüklerini ve duyduklarını unutmuyordu. Hayal dünyası zengindi.
Yaz tatili gelmişti. Şükrü’nün anne ve babası, tatil yeri için Ege bölgesini seçmişlerdi. Şükrü, hayaller kuruyor, gezeceği yerleri merak ediyordu. Arabayla seyahat ederlerken, Şükrü’nün annesi Lütfiye Hanım, sürücü koltuğunda oturan eşi Metin Bey’e: “Tuvaletim geldi. Çok sıkıştım. En yakın benzinlikte durur musun?” diye seslendi. Metin Bey: Tamam, dedi. Bir benzinlikte durdular. Lütfiye Hanım, yandaki arabanın benzinini dolduran görevliye, sıkışık ve telaşlı şekilde: “Afedersiniz, ve-ce nerede?” diye sordu. Hava sıcaktı. Görevli, yorgun yüz ifadesiyle Lütfiye Hanım’a baktı. Ve-ce’nin ne anlama geldiğini bilmeyen görevli: “Anlamadım abla” diye yanıt verdi. Metin Bey ve Şükrü, Lütfiye Hanım’ı gülerek izliyorlardı. Lütfiye Hanım’ın kibar olmak için, tuvalete ve-ce dediğini herkes ne bilsin?
Yıllar geçti. Çocukluktan gençliğe adım atan Şükrü, yaşamındaki buna benzer gülünç anılarına taklit yeteneğini de katarak, çevresini güldüren bir insan oldu. Şükrü’nün zengin mizah duygusuna sahip olmasının temel nedeni ise, mutlu geçen çocukluk yıllarıydı.
Ahmet Ozan Gürsoy

Yorum bırakın